Sörf için Yaşamak

               Tropik yerlerde sörf için en uygun ve güzel koşullar sabahın ilk saatlerinde, rüzgar yok iken olur. Bende yine gün doğumundan önce kalkmış ve güneş doğarken günün ilk dalgalarını yakalamak için okyanusta yerimi almıştım. Harika bir gün idi, dalgalar set set, 2 metreye yakın ve uzun sürüşler veriyordu. Aradan bir saat geçmişti ve suyun içinde sörfçü sayısı artmış dolayısıyla dalga kapma mücadelesi ve rekabeti yoğun biçimde başlamıştı. Uzaktan güzel bir set geldiğini fark etmiştim. Pozisyonumu diğer sörfçülere göre dalganın doğru yerine almış ve yakalama öncelik hakkını elde etmiştim. Dik olan dalganın tam tepe noktasından aşağı doğru inecektim ki başka bir yerli sörfçünün benim önümü kesmesi ve sörf tahtasının üzerinde sol bacağımın, dalganın tepesinden aşağı doğru, diğer bacağımın yukarı da tahtanın üzerinde kalması sonucu sanki birileri sol bacağımı çarmıha geriyormuş gibi çekilmişti.

              Okyanusun dibini boylamıştım ve suyun altında acından çığlık atıyordum. Yüzeye çıktığım da duymadığım kadar ağrı ve acı vardı. O halde kıyıya kadar yüzmek zorunda kalıp kıyıda kalan dalgaların arasından kendimi kumsala atmıştım. Ayağımın üzerine basamıyor ve acıdan gözümden yaş geliyordu. Kıyıdaki insanların yardımıyla kendimi evime atabilmiş, olayın şokundan yavaş yavaş çıkmaya başlamış ve beni hem fiziksel hem de psikolojik olarak zor bir sürecin beklediğinden haberim olmadan kendimi yatağa bırakmıştım. Arka adale bacak kasım boydan boya yırtılmıştı.

 

             İlk başlarda pek önemsememiş, düzgün yürüyemiyor ve “bir hafta içinde geçer, tekrar suya dönerim” diye düşünüyordum. Masraf olmasın diye de Türkiye’ye dönme fikrim yoktu onun yerine daha az maliyetli olan Bali’nin dünyaca meşhur alternatif tıp ile uğraşan doktorlarını tercih etmiştim. İşte bu hayatımın en büyük hatalarından biriydi. Bilinçsizce gittiğim kişiler sürekli bacağıma ağır masaj yaparak iyi olacağını söylüyorlardı fakat internetten araştırınca yapılması gereken en son şeyin masaj olduğunu öğrenmiştim. Yırtık olan kaslarım daha da zarar görmüştü.

           Aradan zaman geçiyor, ben hala yatmaya devam ediyordum. Türkiye’deki yakınlarıma iyi olduğumu söylüyor, herhangi bir sıkıntı yok diyordum. Halbuki en ufak aktivite yapamayıp yavaş yavaş ada klostrofobisi’ne yani kapalı yerde kalıp insanın içinin daralmasına yol açan bir hastalık türüne kapılmaya başlamıştım. Ada beni resmen bunaltıyordu. Okyanus kenarına gitmiyor çünkü dalgaları gördüğümde daha da moralim bozuluyordu. Her geçen gün zihnimin içine gelecek kaygısı giriyor, geleceğim hakkında korkuyordum. “Acaba doğru mu yaptım her şeyi bırakıp Bali’ye gelmek ile” diye endişe duyuyordum ve Bali gibi cennet bir adada yaşamama rağmen anın tadını çıkartmayı bırakmıştım. Böyle zamanlarda ise sürekli alkol içmeye ve yoğun biçimde şekerli gıdalar tüketmeye başlamıştım. İlk defa bu kadar uzun bir süre sörften ayrı kalmıştım. Kısacası çok kötü bir dönemdi.

 

              Yaşamımıza giren, çıkan her insanın mutlaka bir sebebi vardır. Benim içinde Ahmet DOĞAN öyle oldu. Daha önce tanımadığım kick boks antrenörü ve aynı zamanda sörfçü olan Ahmet Hoca, Tayland’da yaptığı kampı bırakıp iki aylığına yanıma gelmişti. Ve gelir gelmez sakat olan sol bacağıma, bir bebeğe yürümeyi öğretir gibi yavaş yavaş, sabırla her gün antrenmanlar yaptırıyordu. Tekrardan hareket etmeye, spor’ un verdiği o güzel yorgunluğu tekrardan hissetmeye başlamıştım. Fakat uzun bir süre sörf yine yasaktı.

               Hayatı tam anlamıyla yaşayabilmek için çıkış kadar inişleri de yaşamak gerekiyor, gerçekten hayatta olmanın ne demek olduğunu ancak o zaman anlayabiliyorsun. Ahmet hoca ile suya ilk girdiğimizde inanılmaz heyecanlı idim ve diğer taraftan zihnimde hep dolaşan “aynı sakatlanma anını yaşar mıyım” diye de korkuyordum. Sörf’ e daha yeni başlamış kişiler gibiydim. Dalgaları yakalıyor, tam ayağa kalkacak iken zihnim resmen “dur kalkma” diyordu ve korkudan kalkamıyordum. Sakatlıktan ötürü kendime olan güvenim gitmişti. Ama tekrardan okyanusta olmak, onu hissetmek ve anı yaşamaya odaklanmak güzel bir duyguydu.

         İnsanın en derin ihtiyacı kendisinden daha yüce bir şey uğruna yaşamasıdır. O zaman ne kadar sert olursa olsun seni durdurabilecek bir engel olamaz. İşte sörf’ ün hayatımda ne kadar değerli olduğunu bu sakatlıkta anlamıştım. Her sabah kalktığımda hayatta olduğum için şükretmeye başlamıştım. Sörf’ ün benim için bir spor değil, yaşam biçimi ve yol gösterici olduğunu daha iyi idrak etmiştim. Da Vinci bir düşüncesinde; “ Rotanı bir yıldıza çevirirsen, gemini her fırtınada yüzdürürsün” diye ifade etmiş. Benim yıldızım ise hep sörf ve götürdüğü yolda peşinden gitmek olacak. Zaman neler getirecek artık umursamıyorum. Önemli olan şu an içinde bulunduğum dakikaları doyasıya yaşamak...

 

 

              Şimdi tekrar eski formuma döndüm diyebilirim. Dalgalar karşısında kaybettiğim özgüven duygusunu tekrardan kazandım. Her gün sörf yapmak için daha fazla açlık duymaya başladım fakat sanki bir diğer problem de geliyor gibi, o da; “hayatımda sörf olmadığı zamanlar kendimi bir hiç olarak” hissetmem oluyor…İyi mi kötü mü açıkçası cevabını hala bulamadım.

               Büyük dalgalarda yakında görüşmek üzere..

 


Özgürlük Yolunda

       İstanbul'dan Bali'ye yerleştiğimden beri hayatımda farkettiğim en büyük değişiklik; sabahları gündoğumundan önce sörf'e giderken veya lokal bir pazardan alışveriş yaparken veya da sahil de yürürken farkında olmadan sürekli ıslık çalmaya başlamış ve şu ana kadar ki sürede en ufak herhangi bir şeye sinir bile yapmamış olmamdır. İstanbul'a nazaran Bali'de hayatım daha basit, sıradan, sörf'den eve, evden sörf'e geçerken en ufak pişmanlık bile duymadan, hayatımda verdiğim en doğru kararın İstanbul'u bırakıp dilini, kültürünü, insanlarını, yemeklerini bilmediğim başka bir coğrafya da yeni bir yaşam kurma seçimim olmuştur.

         Aslında her şey öyle zannedildiği gibi kolay olmadı. Doktoramı bitirip, her ay yatan garanti maaş'ı, sigorta'yı, yaşayıp büyüdüğüm şehri bırakıp başka diyarlara göç etme fikrimi gerçekleştirebilmek için uzun bir sürenin geçmesini beklemek zorunda kalmıştım. Çünkü yaşadığımız toplum sürekli olarak geleceğimizi garanti altına alma altında bizi deliler gibi çalışmaya, sürekli olarak biraz daha diyerek fakat sonu gelmeyen kazançlar elde etmeye itiyordu. Çevremdeki insanların, arkadaşlarımın, ailemin de hayata bu bakış açısından yaklaşmaları, hayallerimi gerçekleştirmek için gitmem gereken yollara çıkmamı ve almam gereken riskleri engelliyordu. Hayatın risk aldıkça daha güzel ve yaşanılası olduğunu bildiğim halde, sürekli olarak toplumun oluşturduğu gelecek hakkındaki korku ve endişe sistemi, ister istemez beni de İstanbul'un içinde bulunduğu bu düzen'e sokuyordu.

 

            Türk toplumunun başlıca problemi; risk alma korkusudur. Yenilik yapmaya, denenmemiş yollar denemeye, elimizdekiler ile kumar oynamaya kalkışmayız bile..Farklı hayat için risk alanlara ise çılgın diye bakarız. Halbuki risk bize; elimizdekini yitirme ya da arzumuza kavuşmama olasılığı olarak sunulur. İşte bende "Evren her zaman cesur olanın yanındadır" ilkesine inanarak, şu dünya'da sadece bir kez yaşacağımızı da hesaba katarak, küçüklüğümden bu yaşıma kadar hep Dünya haritasına bakıp, yeni yerler keşfetme, yeni maceralar yaşama hayallerimi gerçekleştirmek için ilk adımımı atmış oldum.

             Herhangi bir ekonomik gelirim veya sigorta güvencem yok artık, sadece iki sörf tahtası, bir sırt çantası, bir fotoğraf makinesi ve kısıtlı bir bütçe'ye sahibim. İlk hedefim Bali'de yeni bir yaşam kurmak ve 17.000 ada'dan oluşan Endonezya'da dünya'nın en iyi dalgaları ile her gün suda olabilmek..Eğer hergün bir adaya gitseniz, ömrünüzün 40 yılına malolacak bu ülkede, en azından 5 ila 10 sene arasında bir süre'yi geçirme niyetim var.

 

          Sonrasında ise hep dediğim gibi; Dünya'nın 4/3' ü sular ile kaplı ve ben bir sörfçüyüm yani daha gidilecek, tanınacak, öğrenilicek ve sörf yapılacak çok yer var anlamına geliyor. İşte başlayacak olan yeni yazılarımda amacım; buradaki ekonomik durumum, harcamalarım, bulacak olacağım yeni işler ve gittiğim yeni yerler hakkında sürekli olarak sizlere bilgiler vermek ve belki de hayallerini gerçekleştirmek isteyip de, o adımı atacak cesaret'i ve o risk'i almayı kendinde bulamayanlar için bir önayak olmaktır. 

        Basit yaşayın, hayattan beklentilerinizi az tutun ve mutlu olun; yaşamanın ve özgürlüğün sırrı budur..

Görüşmek üzere..

 

Locals Only

Surfing with Apollo

The Modern South

BlackseaSurfers Özel Istanbul Koleji'nde....

İstanbul Koleji'nde yeni nesil sörfçüler ile buluşmak için Etiler'de idik. Öğrencilerin benim hakkında buldukları bilgiler, fotoğraflar ve videolar ile hazırladıkları film beni daha ilk baştan çok etkilemişti..O kadar bilgiyi, görüntüyü nerden bulmuşlar pes dedim.. Sorular kısmında birbirinden renkli sorular duyunca, başbakan karşısında duymadığım heyecanı, karşımdaki öğrenciler karşısında duymuştum..

"Sörf yapabilmek için Deniz'e aşık olmak gerekir mi", "Babama yarın sörfçü geliyor dedim o da bana Hadi Lan Türkiye'de dalga var mı dedi. Türkiye'de dalga var mı cidden?", "Yakaladığınız en büyük dalga kaç metreydi?", "Hiç tehlike atlattınız mı?", "Köpekbalığı gördünüz mü?" "Korkmuyor musunuz hiç?", gibi birbirinden renkli onlarca soru aldım..Hepsi o kadar meraklı idi ki, konferans sonrasında hepsi sörf tahtaları ile resim çektirebilmek için bağırışıyorlardı..

 

Hayat zor ??

           Üçüncü sınıf tropik ülkelerde yaşamın en zor yanı doğa koşulları olmalı..İki gün boyunca üç kişi kaldığımız bungalov da, el büyüklüğünde örümcek ile uyumak (umarım Türkiye'de valizlerimizin içinden çıkmaz), sörf tahtanızla yüzerken yanınızdaki dev bir yılanın avını dolayarak yediğini görmek, vucüdunuzu ısıran böceklerin iki gün sonra vucüdunuzun enfeksiyon kapmasına sebep olmaları, dalgaları beklerken yine yanınızdan deniz kaplumbağalarının hava almak için su yüzüne çıkmaları.......................

          Ama yine de basit yaşamın verdiği saflığa, güzelliğe ve mutluluğa  Tropik Adalar da rastlamak çok olağan...Güneş batarken gördüğümüz yüzlerce renk cümbüşleri, tropik yağmurların oluşturduğu kontrastlar, çocukların yüzündeki temiz gülücükler, insanların tembellikleri ve yavaşlıkları, sabah 9.00 akşam 18.00 arası çalışmaya mahkum olmuş bir ülkeden gelen bizler için sıradışı idi..Daha iyi konutlarda yaşamak, daha iyi arabalara binebilmek, daha lüks markalara sahip olabilmek için delilerce çalışan insanlarla buradaki fakir ama mutlu insanları karşılaştırdığımızda kimlerin daha zavallı olduğunu anlamakta güçlük çekmiyorduk..

         Bu seyahate de son noktayı koyarken harika görüntülerle dönüyor ve Aralık 2011'de yayınlayacağımız yeni filmimiz " the modern south" için montaj masasının başına oturuyoruz......Dünyanın 3/4'nün sularla kaplı olması "bir sörfçünün gideceği ve göreceği çok yer var" anlamına geliyor ve biz şimdiden önümüzdeki yeni sörf safari rotalarını belirledik..

Sorf, Yemek , Uyku ve Midigama

Sörf, yemek, uyku ile geçen yolculuðumuzda Hikkaduwa'dan ayrilip daha bakir koylar da  sörf yapmak için Midigama'ya geldik. Bes dolar verip kaldigimiz küçük kulübede, Sri Lanka'nin en iyi sörf noktalari olarak geçen "Lazy Left" ve "Ram's Right" in tam dibindeyiz..Palmiyelerin altinda yedigimiz aksam yemekleri, tanistigimiz dünya'nin çesitli yerlerinden gelmis sörfçüler, Türkiye'de ismini bile duymadigimiz tropik meyveler, sürekli çiplak ayak yürümek, sabahlari dalgalarin ve kuslarin sesleri ile uyanmak, kisacasi basit yasam...

Sri Lanka günleri...

Sharhjah havaalanında 16 saatlik bekleme ardından nihayet Sri Lanka'ya doğru hareket ettik..Sabah'a karşı 4 sularında indiğimiz Colombo da hiç beklemeden kiraladığımız küçük minibüs ile sörf safarimize başlayacağımız nokta olan Hikkaduwa'ya iki buçuk saatlik bir yolculuk ardından vardık...Halkın büyük bir çoğunluğu Budist olan Sri Lanka'da, yolculuk sırasında sabah 6 civarında karşımıza çıkan binlerce kişinin katıldığı seromoni bize hoş bi süpriz oldu.Tapınağa doğru hareket eden bu kalabalık; küçük çocuklardan yaşlılara bütün kasaba geleneksel ayinlerini gerçekleştirmek için kafile halinde yürüyorlardı.Kimi ateşlerle ile dans ediyordu kimi çiçeklerle..

 

 
Hikkaduwa'ya varır varmaz karşımız çıkan çarşaf gibi deniz ve set set gelen dalgalar bütün yorgunluğumuzu unutturdu..İki günlük uykusuzluğa rağmen okyanus'a direkt sörf tahtalarımızla atladık ve birkaç küçük tüplere imza attık..Günün sonunda bol baharatlı ve körili yediğimiz lezzetli Sri Lanka yemekleri ilk günümüzün sonunu neşeli bir şekilde getirmişti..Bir kaç gün daha bu civarda durup Salı'dan itibaren gelecek büyük dalgaları bekleyeceğiz..



A TASTE OF NON-SALT WATER

"The Modern South" TEASER!

FROM BALI WITH LOVE.....

Sayisiz bembeyaz kumlarin bulundugu sahiller, turkuaz rengindeki okyanus, iki dolara tika basa doyacaginiz Warunglar, oglene kadar suren cilgin partiler ve "Merhaba" dediginizde üzerinize atlamaya hazir Avustralyali kizlar, inek bokunda yetisip buyuyen sonra kendinizi atari oyununun baş kahramani yapan sihirli mantarlar..

Diger taraftan 5 dolara bir bungolow'da kalip, sifonu olmayan tuvaleti 10 kisi ile paylasmak, her sabah dalgalarin sesi ile uyanmak ve dunyanin en iyi ve tehlikeli dalgalarinda en iyi sorfculer ile suda mucadele etmek, iyi bir dalga surmenin bedelinin vucudunuzda mercan kayaliklarinin verdigi kesikler..

Kisacasi Tanrilarin Sorfculer icin yarattigi adadayim..

New Moon zamani ve adaya buyuk dalgalarin gelmesi bekleniyor..Dalgalarin geldigi gece, sabah heyecan ile uyanmistim..Kocaman ve masmavi olan dalgalar urkutucu idi..Suda 5-6 sorfcu acikta dalgalarini bekliyorlardi..Saglam bir kahvalti sonrasi bende suya atladim..Ilk basta buyuk gozukmuyorladi fakat her kulac atisimda yukselen tepelerin bana yaklaştigini goruyordum..Aciga dogru yuzerken bir an buyuk bir setin bana dogru yaklastigini gördüm... Ufuk cizgisinden kabarmis butun hizi ile geliyordu... Kirilma noktasindan uzaktaydi..Ilk dalga geldiginde ne kadar kocaman olduklarini gormustum. Hani bir tepeyi kosarak cikarsaniz ya iste yuzerek bir tepeye tirmaniyordum..Ardindan bir dalga daha bir tane daha..Yuzdukce sorf tahtasinin uzerinde omuzlarim kopacak gibi oluyordu..

Nihayet aciga vardigimda diger Hawaii'li sorfculer ile tanisma imkanim oldu..Line-up'da dalgalari beklerken, Turk oldugumu duyunca hafiftan "turkey surfing", diye alaya alindigimi farkettim..Hepsi iri ve okyanusun cocuklari oldugu belli idi..Artan cigliklar uzerine tekrar gozumu ufka cevirmistim ve daha buyuk bir setin yaklasmakta oldugunu gördüm...

O sirada icimde bir ses "senin siran geliyor cihan" demisti..bu sefer aciga dogru yuzmedim ve dalgarin kirilma noktasina kadar gelmesini bekledim..yaklastikca adrenalin artiyordu..Hic dusunmeden dalgayi yakalamak icin Hawaii'lilerden daha avantajli bir konuma gecmek icin dalganin agzina dogru yuzmeye basladim..

Avantaj bende idi..sadece guclu kulaclar atip, cesaret gostermek gerekiyordu..Dalganin tam tepe noktasinda dalgayi yakaladigimi hissettim..Ve iste oyle bir an geliyor ki vazgecme imkaniniz olmuyor yani mecburen artik ayaga kalkmaniz gerekiyor..Nasil kalktim hatirlamiyorum dik bir yokustan asagi iniyordujm suyun ustunde..Onumda kocamn bir duvar beni bekliyor, arkamda bir tren lokomotifi geliyormuscasina ses cikarttan dalganin kirilma sesleri..


Dalganin asagisina indigimde, yesil oda olarak bilinen dalganin icine yani tup bolumune gelmistim..Saliselik anlar ve dusunceler yasaniyor o an.. iceri girmeyi calistigimda dalganin beni yutacagini anladim..ve bir an sonra yutmustu...

Artik deniz dibindeyim..Nerdeyse 1 sene bunun icin antreman yapiyordum.. Buyuk dalgalar karsisinda nefesimi kontrol etmeyi ve suyun altinda yasayacagim anlar icin..

Hemen aklima gelen ilk sey: Panik yok Cihan oldu..surekli tekrarliyorum panik yok, panik yok... Sadece bekle diyordum icimden.. Yukari baktigimda karanlik oldugunu gordum..Bayagi bir dipteyim diye dusundum..Dalga beni defalarca suyun altinda camasir makinesinde donercemissine dondurdukten sonra yukari cikmak icin yuzmeye basladim.. Bacaklarimi kullanmamaya ozen gosteriyordum cunku vucuttaki en cok oksijen orda bulunuyordu..sadece kollarimla cikmayi denedim..Ve bir anda kendimi su yuzeyinde bulmustum..

Arkami dondugum de bir tane daha dalganin beni yemek uzere oldugu gordum..Daha once hic almadigim kadar kuvvet ile bir nefes alarak tekrardan suyun dibine dalmaya calistim ki dalga beni daha asagilara cekmesin diye... Ama ise yaramamisti..tekrardan camasir makinesine girmistim..Bu kez dalga beni dipteki mercan kayaliklara vurmustu.. O an tehlike sinyallerinin benim icin caldigini anlamistim.. Suyun altinda artik hem panik yasiyor hemde oksijenimi tuketiyordum..Nasil oldugu anlamdan tekrar su ustundeydim..



Ve yanimda Hawaii'li sorfcu yu gordum..beni o bolgeden almaya gelmisti..Beraber tekrar aciga ciktigimizda, diger Hawaii'li sorfculer bu sefer herkes tebrik ediyordu beni.. "Turkey Bravo!" diye bagiriyorlardi..Turkiyede buyuk dalga var mi diye soruyorlardi..Artik ciddiye alinmistim..Bu sirada ayagim ve dizim mercan resiflere carpamanin etkisi ile kaniyorlardi..Ama nesem yerimde daha buyugunu yakalamak istiyordum bu sefer..

Kisin Istanbulda karda yaptigimiz sorflerden sonra Buyuk dalgalar viz gelmisti. Su sicak, hava sicak, dalgalar set set...Daha ne olsun dedim..Ekstrem i havanin 2 derece oldugu zaman Sile'de biz yapiyorduk..Bir ara gururla Hawai`ilere " we are the blackseasurfers" dedigimi hatirliyorum..

Bali'den sevgiler

YARISMA GUNU...

Yarisma sabahi...saat 06:30....

Heat is ON.!!...

ESPN Brazil'den Tiago Brant ile roportaj...

ESPN Brazil'den Tiago Brant ile roportaj...

ATLANTIDA....

 

FLORIPA TO ATLANTIDA...YARIŞMAYA DOGRU....

FLORIPA'DAN AYRILMADAN ÖNCE....GUZEL HAVALAR....

 

 

PRAIA MOLE GIRLS...

 Line-up taki en güzel manzara... Bom Mirante.....

FLORIANOPOLIS....

Praia Mole...

 

Praia Mole...

Praia Mole...

Praia do Moçambique...

BlackseaSurfers Video #1 "SRI LANKA SESSIONS"

Cihan Akça Basın Bülteni

Genel kanı Türkiye’de dalga sörfü yapmak için elverişli dalganın bulunmadığına ve Türkiye’de sörf yapılamayacağına dair idi. Bu artık değişmek üzere. Artık Türkiye’de dalga sörfü yapılıyor! Cihan Akça, yıllar dır Şile Alanya ve dünyanın çeşitli yerlerinde sörf yaparak kendisini geliştiriyor ve Dünya Şampiyonası’na hazırlanıyor...

Cihan Akça 04-05-1982 yılında İstanbul’da doğdu. Kadir Has Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitü’sünde Araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Doktorasını, kazandığı bursla Tenerife’de tamamlayıp Türkiye’ye döndü. Halen İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitü’sünde doktora tezini hazırlamaktadır.

Ayrıca EUROSPORT2 Kanalında ‘’Daily Surf Report’’ isimli pr ogramını sunuculuğunu yapmaktadır. Gençlik ve spor İl Müdürlüğü’nden Türkiye’de ilk kez sörf lisansı alan Cihan, Türkiye’nin Sörf Federasyonu’nun kurulması için de çalışmalar yürütmektedir . Sörf...